pansiyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
pansiyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Temmuz 2014 Salı

15 Temmuz sabahı...

Selamlar Deniz;:

Seni canlı olarak gördüğüm son günün sabahı, iki sene önce. Saat 07:30 gibi kalmış aklımda kaza anı. İki gün sonra da 'resmi' olarak aramızdan ayrıldın. Hangisini esas alacağımı bilmiyorum. 15 Temmuz 2012 saat 07:30'da başlayıp 17 Temmuz 2012 saat 04:00 civarı biten üç günlük bir 'ölme' süreci.

Assos'ta pansiyondan yazıyorum. Pansiyondakilere herhangi bir bilgi vermedim. Hatta önceki kaldığımız kamp yerindeki adamla da bi güzel kavga ettim. Senin nerelerde olduğunu bilmiyor burda kimse. Söylemeyi de düşünmüyorum.

Pansiyon sahibi de kısa süre önce çok zor bir ameliyat geçirmiş. Şimdi iyi. Kendini 'yeniden doğdum' olarak niteliyor.

Herhalde insan hayatı boyunca birkaç kere doğuyor Deniz. Aşık olmak da benim için yeniden doğmaktı. Çok neşeli bir şeydi ama, sevinçten ciğerlerim patlayacak gibi olmuştu ikinci doğumumda. Bundan bahsetmiş miydim daha önce?

15 Temmuz'da herhalde 07:45'te bir kez daha doğdum. Sen de son bir kez daha doğsaydın Deniz. Hatırım için.

Dünya senin eksikliğine alıştı mı bilmiyorum. Ben alışmadım onu biliyorum.

5 Mayıs 2013 Pazar

Sensiz Tatil...

Deniz bak, sensiz Olimpos'a da geldim. Çok duygusal, karmakarışık bir tatil oluyor. O kadar değişiyor ki ruh durumum.

Birlikte yürüdüğümüz yollardan tek başıma yürüyorum. Kuşlara sensiz bakıyorum. Yazır'a doğru yürürken iki tane gökkuzgun bile gördüm, hediye gibi oldu. Denize tek başıma giriyorum. Denize girmekten, yürümekten iflahım kesiliyor. Akşam pansiyonda yemeğimi tek başıma yiyorum. Çok şirin insanlarla tanıştım Deniz, hemen arkadaş olduk. İstanbul'da da görüşmek isterim, sen de çok severdin. Bazen de kapanıyorum içime, kimselerle konuşasım gelmiyor. Pansiyon sahibi seni sordu. Her sene geldiğimiz pansiyon. Merak ettiler tabii, nasıl oldu da tek başıma geldim? O kadar garip geldi ki, tek başıma olunca tanıyamadılar beni nerdeyse. Geçiştirdim Deniz, söyleyemedim onlara. Herhalde sen işlere bakarken İstanbul'da, benim tatile çıktığımı, bu senelik böyle olduğunu düşünüyorlar. Ah Deniz.

Buralarda böyle dolanmak içimi acıtıyor. Sen göremiyorsun işte akan dereyi, güzel kuşları, kurbağaları. Yıldızları. Gökyüzünü. O güzelim dağları. Dağlara bakıyorum, kızıyorum. Deniz gitti ama siz hala burdasınız. Neden burdasınız? Ben gidince de burda duracaksınız. Deniz felan vız geliyor size tabii. Ah Deniz. Vız geliyor dünyaya. Bazen çok fazla Deniz, çok ağır, artık yapamayacağım diyorum. 

İnsanlara bakıyorum. O kadar neşeliler ki. Tatile gelmişler. Hiçbir kaygıları yok. Belli, henüz hiç büyük bir acı yaşamamışlar. Seslerinde, kullandıkları kelimelerde, hareketlerinde o kaygısızlık, o rahatlık ve o 'hafife alma' var. Biliyorum çünkü biz de öyleydik. Yaşamı o kadar da ciddiye almıyorduk valla. Onu çok özlüyorum Deniz. Şimdi yüreğim o kadar ağır ki. Oysa ne ben yüreğimin ağır olacağı yaştayım, ne de sen toprağın altında olacak. Yüreğim ara sıra geçici olarak hafifliyor. Ama biliyorum, nasıl seni sevdiğimi hiç ama hiç unutmuyorduysam, şimdi de ne yaşarsam yaşayım, seni kaybettiğimi hiç ama hiç ama hiç unutmuyorum. İnsanlardaki o hafifliği, o kederden uzak hali görüyorum. Dans ediyorlar, gitar çalıyorlar, şarkı söylüyorlar. Ah Deniz. Bizim şarkımız nerde bilmiyorum ki. Sustu.