Kazadan sonraki zamanda bayağı düşündüm. O gün yola çıkmamış olsaydık bütün bunlar olmayacaktı. Sakin sakin yaşamımıza devam edecektik. Herhangi bir şey bizi engelleseydi. Araba çalışmasaydı. Benim karnım ağrısaydı (sık sık ağrıdığı gibi). Deniz'le kavga etseydik, karşılıklı inatlaşsaydık, 'seninle hiçbir yere gitmiyorum' aşamasına gelseydik. Ertesi gün sakinleşip, barışıp, rahatlayıp gitseydik. Yeter ki tam da o gün yola düşmeseydik.
Bütün bunları kaza olup bittikten sonra söylemesi kolay. Yola çıkarken kaza yapacağımız aklımızın ucundan bile geçmezdi ki. Sonradan 'şunu şunu değiştirmek gerekiyordu, sen de şöyle yapsaydın, ben de böyle yapsaydım, köşedeki trafik polisi de bunu yapsaydı, ordaki yaya da şuraya adım atsaydı, tam da o an güneş gözümüze şu açıyla vursaydı' denebilir, ama bunlar o anı yaşamadan asla bilinemeyecek şeyler. Ölümcül bir kaza geçirip eşimi o kazada kaybedeceğime ve o kazadan canlı çıkacağıma yola çıkarken ben de ihtimal bile vermezdim.
Bunları düşününce aklıma başka şeyler de geliyor ister istemez. Acaba hayatta kalmayı garantilemenin yolu nedir?
Evden hiç dışarı çıkmamak mı? Arabaya binmemek mi? Motosiklet kullanmamak mı? Uçak yolculuğu yapmamak mı? Hiç yurtdışına çıkmamak, yaşadığımız şehri terketmemek, hatta semtimizin dışına adımımızı atmamak mıdır? Dışarıda yürümemek midir? Bütün bunlar kendince büyük ya da küçük bir sürü tehlike barındırıyor. Sokakta yürürken kafamıza tabela düşebilir. Karşıdan karşıya geçerken dikkatsiz bir sürücü bizi çiğneyebilir. Kendimizi hiç ilgimiz olmayan bir kavganın ortasında bulabiliriz. Arabayla giderken herhangi bir anda araba takla atabilir. Motosikletimiz uçurumdan yuvarlanabilir. Uçağımız düşerse zaten kurtulma olasılığımız sıfıra yakındır.
Ama biz gene de bunların hepsini yapıyoruz. Piyangonun o anda bize vurmayacağını varsaymak zorundayız. Başka türlü yaşayabilir miyiz?
Diyelim evden hiç dışarı çıkmadık. Bizi evde bekleyen tehlikeleri ne yapacağız? Kalp krizi geçirebiliriz. Beyin anevrizması yüzünden o anda yaşamımız son bulabilir. Mide kanaması geçirip ölebiliriz. Bir arkadaşım anlatmıştı; tek başımızayken boğazımıza zeytin çekirdeği kaçıp ölürsek ne olacak? Doğalgaz sızıntısı, elektrik çarpması, yangın... Peki evde hareketsizlikten bir kan pıhtısı gelip akciğerimize ulaşırsa ne yapacağız? Evden çıkmazsak bize kimin bakacağını hiç gündeme getirmiyorum bile.
Doğum yapmak bile başlı başına çok riskli bir iş; yani yaşamın kendisi bile ölümle komşu sanki, burun buruna.
Bir sonraki anı yaşıyor olarak geçireceğimize nasıl emin olabiliriz?
Hayatta kalmanın yolu nedir bilmiyorum. Ama sanırım evde oturmak değil.
kalp etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kalp etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
20 Aralık 2012 Perşembe
6 Aralık 2012 Perşembe
Hayat böyle...
Deniz,
Artık arkadaşlarımla, akrabalarımla konuşurken senden bahsettiğimde 'Eh naapalım, hayat böyle' dedikleri aşamaya geldik. Tabii ki bu beklenen bir şey. Yaşam, yaşayanlarla ilgileniyor. Bu durum benim içimi acıtıyor, ama olağan bir durum aynı zamanda.
Yaşam son hızla akıyor. Bakılacak bebekler, koşturan çocuklar, gelecekleri hakkında endişelenilecek gençler, hamileliğin heyecanını yaşayan anne-baba adayları, çalışma ve/veya aile stresinden parçalanan yetişkinler, yaşamlarının ikinci baharını iyi geçirmek isteyen yaşlılar, bakılacak hastalar, yetiştirilecek işler, işler, işler... var. Öyle de olması gerekiyor. Senin bu pencerede kendine yer bulamaman beni üzüyor Deniz, üzecek de. Ama başka türlü olamıyor sanırım.
O yüzden tabii ki insanlarla yavaştan yaşamla ilgili konuşmaya; seninle ilgili düşüncelerimi, duygularımı daha ziyade kendi içimde yaşamaya başladım Deniz. Senden burada ve günlüğümde bahsediyor olacağım.
Bende çok bir değişiklik yok, hep aklımdasın. Hep kalbimdesin. Hep özlüyorum seni...
Artık arkadaşlarımla, akrabalarımla konuşurken senden bahsettiğimde 'Eh naapalım, hayat böyle' dedikleri aşamaya geldik. Tabii ki bu beklenen bir şey. Yaşam, yaşayanlarla ilgileniyor. Bu durum benim içimi acıtıyor, ama olağan bir durum aynı zamanda.
Yaşam son hızla akıyor. Bakılacak bebekler, koşturan çocuklar, gelecekleri hakkında endişelenilecek gençler, hamileliğin heyecanını yaşayan anne-baba adayları, çalışma ve/veya aile stresinden parçalanan yetişkinler, yaşamlarının ikinci baharını iyi geçirmek isteyen yaşlılar, bakılacak hastalar, yetiştirilecek işler, işler, işler... var. Öyle de olması gerekiyor. Senin bu pencerede kendine yer bulamaman beni üzüyor Deniz, üzecek de. Ama başka türlü olamıyor sanırım.
O yüzden tabii ki insanlarla yavaştan yaşamla ilgili konuşmaya; seninle ilgili düşüncelerimi, duygularımı daha ziyade kendi içimde yaşamaya başladım Deniz. Senden burada ve günlüğümde bahsediyor olacağım.
Bende çok bir değişiklik yok, hep aklımdasın. Hep kalbimdesin. Hep özlüyorum seni...
22 Kasım 2012 Perşembe
Küsmek
Deniz,
'Kalp ağrısı' diye bir şey varmış hakikaten. Daha önce duyuyordum da, herhalde soyut bir ifade, bir benzetme diye düşünüyordum. Bir çeşit romantik çeşitleme. Gerçekmiş ama. Kazadan beridir kalbim ağrıyor, fiziksel olarak. Boğazım zaten düğüm düğüm; şöyle 'oh' diye bir nefes alamıyorum. Ara sıra daha çok sıkıyor. Bir de sanırım istemediğim şeylere katlandığım zaman olduğu gibi sürekli sırtım ağrıyor. Hiç geçmedi kazadan beri. Böyle yaşayacağım herhalde.
Hayata küsmemeye çalışıyorum Deniz. Her şeye rağmen hayatta kalmanın iyi bir şey olduğuna, yaşamaya değer olduğuna kendimi ikna etmeye çalışıyorum. Hayat bize en acımasız şekilde davrandığında, en sevdiklerimizi - seni!- bizden kopardığında, hayata tekrar dahil olmanın mümkün olduğuna inanmaya çalışıyorum. Değerlerimi kaybetmemeye, 'Böyle dünyanın ben taa...' dememeye çalışıyorum.
Sen olsan ne derdin Deniz?
Senin yönetmenliğinden bahsedecektim, bak bu sefer de olmadı. Ama gelecek sefere, olur mu?
'Kalp ağrısı' diye bir şey varmış hakikaten. Daha önce duyuyordum da, herhalde soyut bir ifade, bir benzetme diye düşünüyordum. Bir çeşit romantik çeşitleme. Gerçekmiş ama. Kazadan beridir kalbim ağrıyor, fiziksel olarak. Boğazım zaten düğüm düğüm; şöyle 'oh' diye bir nefes alamıyorum. Ara sıra daha çok sıkıyor. Bir de sanırım istemediğim şeylere katlandığım zaman olduğu gibi sürekli sırtım ağrıyor. Hiç geçmedi kazadan beri. Böyle yaşayacağım herhalde.
Hayata küsmemeye çalışıyorum Deniz. Her şeye rağmen hayatta kalmanın iyi bir şey olduğuna, yaşamaya değer olduğuna kendimi ikna etmeye çalışıyorum. Hayat bize en acımasız şekilde davrandığında, en sevdiklerimizi - seni!- bizden kopardığında, hayata tekrar dahil olmanın mümkün olduğuna inanmaya çalışıyorum. Değerlerimi kaybetmemeye, 'Böyle dünyanın ben taa...' dememeye çalışıyorum.
Sen olsan ne derdin Deniz?
Senin yönetmenliğinden bahsedecektim, bak bu sefer de olmadı. Ama gelecek sefere, olur mu?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)