Birçok kere duydum, birçok yerde okudum ki bu durum sayesinde 'daha güçlü' bir insan olacakmışım. Bu sözü ilk duyduğumdan beri kafamı çok kurcalıyor ve baya rahatsız ediyor beni. Sadece bir değil, birkaç açıdan hem de. Bakayım toparlayabilecek miyim...
1) Deniz benim için 'var' olan bir kişisel gelişim projesi değil, kendi için varlık olan bir insan. Benim hayatıma bir 'nedenle' girmedi. Kendi yolunda yürüyordu, kendi hayalleri için yaşıyordu. Tıpkı benim gibi, tıpkı herkes gibi. Şanslıydık ki yollarımız kesişti ve yanyana yürüyebiliyorduk. Deniz'in beni mutlu etmek, dahası bana güçlü olmayı öğretmek gibi bir görevi yok.
2) Deniz'in yaşamı pahasına bir ders öğrenmem kanımı dondurur ancak. Gerçekten. Daha iyi, daha güçlü bir insan olacaksam bile bunun için birinin, hayatımdaki en yakın insanın ölmesi gerekmemeli.
3) Tabii ki bağımsız bireyleriz. Ama aynı zamanda diğer insanlar olmadan da yaşayamayız. Ben Deniz'le birlikte olduğum için daha güçsüz değil, daha güçlüydüm. Herşeyden önce çok mutluydum, yaşama sevincim tam yerindeydi ve kendimi çok güvende hissediyordum. İkimiz de ne olursa olsun hep dünyayı - hayallerimizle - fethedebilecek gibi hissediyorduk; ama kendi kendimize değil asla, başka insanların da hayallerini yanımıza katarak. Bir insanı sevmek, onunla bütünleşmek neden güçsüzlük olsun ki? İki insanın ayrı ayrı başarabileceklerinden çok daha fazla şeyi birbirimiz sayesinde, birlikte olduğumuz için başarıyorduk.
4) 'Daha güçlü' olmanın bana ne faydası olduğunu pek anlamıyorum, neden buna vurgu yapıldığını da kavrayamıyorum. Pek de ilgilendirmiyor beni açıkçası. Tabii ki Deniz öldüğü için birçok şey değişti, ben de o yüzden daha önce hiç yapmadığım şeyler yapmak, daha önce çözmediğim türde problemler çözmek zorunda kaldım. Bu durum beni daha 'güçlü' yapıyorsa kalsın, ben Deniz'i geri isterim. Yaşama isteğim bile yokken 'güçlü' olmanın ne önemi var? Kimin için, neye karşı?
5) Kaç sene yaşayacaksam, bu senelerin sonunda her ne olursa olsun, her ne yaşarsam yaşayım geri dönüp baktığımda asla bu kazaya ve Deniz'in ölümüne en ufak derecede bile iyi bir şey olarak bakamam, bakmam.
6) Deniz'in ölümü ile arama mesafe koyamıyorum, benden başka bir insan ölmüş gibi hissedemiyorum. Bu durumu 'ardımda' bırakamıyorum; diğer başıma gelen irili ufaklı kötü olayların aksine. Belki tuhaf gelir bu tanımlama, bilmiyorum, siz de böyle hissediyor musunuz? Uyanıp arabanın kontrolden çıktığını farkeden, panikleyen, o frene basan, o direksiyonu çeviren, kafasına o darbeyi alan, o yoğun bakım yatağında iki gün yatan ve değerleri gittikçe kötüleşen, vücudu soğuyan, gözbebekleri büyüyen, en sonunda değerleri sıfıra inen benmişim gibi geliyor.
Bunlar günlük işleri başarmaktan, günlük yaşamı devam ettirebilmekten bağımsız şeyler. Tabii ki uyuyorum, işime gücüme bakıyorum, yiyorum içiyorum, sevdiklerimle buluşuyorum, başka konulardan bahsediyorum. Dışarıdan bakarsanız bunlarla boğuştuğum belki anlaşılmaz bile. Lakin güçlü bir insan olmanın bunlarla bir alakası yok, bence bütün bu olup bitenler çerçevesinde hiçbir önemi de yok. Ne dersiniz?
güçlü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
güçlü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
25 Ocak 2013 Cuma
27 Eylül 2012 Perşembe
Toparlamak ve diğerleri...
Artık toparlaman lazım.
-'Toparlayamam'; henüz iki ay on gün oldu. Ama dört ay on gün ya da sekiz ay on gün sonra da toparlamış olacağımı sanmıyorum. Bu en az bir- bir buçuk sene böyle. O zaman geçtikten sonra da çok büyük bir üzüntü duymaya devam edeceğim, sadece denilene göre bununla daha kolay yaşayacağım.
Hayat devam ediyor.
-Evet, sizinki ediyor, biliyorum. Tüm iyi dileklerim sizinle.
Seni acılı görmeye dayanamıyorum.
-Ben eşimin aniden gözlerimin önünde ölümüne dayanmaya çalışıyorum. Bu sırada acı çekmeye uzunca bir süre devam edeceğim. İstediğim için değil, başka türlü olamayacağı için. Siz de bu arada lütfen acı çeken birini görmeye alışın, bu kadarını yapabilirsiniz, merak etmeyin. Acıdan bağışık değilsiniz, olamazsınız da.
Ne diyeceğimi bilemedim, onun için aramadım.
-Arayıp sadece sussanız ya da saçmasapan bir şey bile söyleseniz, aramayıp benden kaçınmanızdan çok çok daha iyi. Çünkü öbür türlü beni çok ihtiyacım olan destekten mahrum bırakmış oluyorsunuz. Söyleyeceğiniz hiçbir şey acımı hafifletmeyecek, biliyorum - siz de biliyorsunuz. Ama yanımda olduğunuzu bilmek isterim. Ben de saçmasapan şeyler söylüyorum zaten. İlla aramanız da gerekmiyor; mesaj atabilir, yazılarımı okuyabilir ya da benim hakkımda üç saniyecik düşünebilirsiniz. Bir şekilde anlarım ben...
Çok güçlü duruyorsun.
-Güçlü değilim. Daha önce çok mahrem bir insan olduğum gibi, şu anda da öyleyim. Hüngür hüngür ağladığım zamanları büyük ihtimal hiçbir zaman görmeyeceksiniz. Ama bu, hüngür hüngür ağlamadığım anlamına gelmiyor. 'Güçlü durmak' önemli ya da öncelikli değil.
Aa çok iyisin, gülüyorsun felan.
-Gülüyorum, günlük konuşmaları sürdürebiliyorum (bir yere kadar); çalışıp, yemek yiyip, uyuyup kendime bakabiliyorum. Bunların hiçbiri inanılmaz bir acı içinde olmadığımı göstermiyor. Herkes acısını farklı yaşıyor ve kimsenin acıyı yaşama biçimi benimkinden daha doğru, iyi ya da daha kötü değil. Acı, gösterişi olmayan bir şey.
Bütün bunları söyleseniz de, söylememiş olmanızı tercih etmem. İyi ki varsınız, iyi ki ne diyeceğinizi bilemiyorsunuz. Ben de bilemezdim büyük ihtimalle... Öğreniyorum işte.
-'Toparlayamam'; henüz iki ay on gün oldu. Ama dört ay on gün ya da sekiz ay on gün sonra da toparlamış olacağımı sanmıyorum. Bu en az bir- bir buçuk sene böyle. O zaman geçtikten sonra da çok büyük bir üzüntü duymaya devam edeceğim, sadece denilene göre bununla daha kolay yaşayacağım.
Hayat devam ediyor.
-Evet, sizinki ediyor, biliyorum. Tüm iyi dileklerim sizinle.
Seni acılı görmeye dayanamıyorum.
-Ben eşimin aniden gözlerimin önünde ölümüne dayanmaya çalışıyorum. Bu sırada acı çekmeye uzunca bir süre devam edeceğim. İstediğim için değil, başka türlü olamayacağı için. Siz de bu arada lütfen acı çeken birini görmeye alışın, bu kadarını yapabilirsiniz, merak etmeyin. Acıdan bağışık değilsiniz, olamazsınız da.
Ne diyeceğimi bilemedim, onun için aramadım.
-Arayıp sadece sussanız ya da saçmasapan bir şey bile söyleseniz, aramayıp benden kaçınmanızdan çok çok daha iyi. Çünkü öbür türlü beni çok ihtiyacım olan destekten mahrum bırakmış oluyorsunuz. Söyleyeceğiniz hiçbir şey acımı hafifletmeyecek, biliyorum - siz de biliyorsunuz. Ama yanımda olduğunuzu bilmek isterim. Ben de saçmasapan şeyler söylüyorum zaten. İlla aramanız da gerekmiyor; mesaj atabilir, yazılarımı okuyabilir ya da benim hakkımda üç saniyecik düşünebilirsiniz. Bir şekilde anlarım ben...
Çok güçlü duruyorsun.
-Güçlü değilim. Daha önce çok mahrem bir insan olduğum gibi, şu anda da öyleyim. Hüngür hüngür ağladığım zamanları büyük ihtimal hiçbir zaman görmeyeceksiniz. Ama bu, hüngür hüngür ağlamadığım anlamına gelmiyor. 'Güçlü durmak' önemli ya da öncelikli değil.
Aa çok iyisin, gülüyorsun felan.
-Gülüyorum, günlük konuşmaları sürdürebiliyorum (bir yere kadar); çalışıp, yemek yiyip, uyuyup kendime bakabiliyorum. Bunların hiçbiri inanılmaz bir acı içinde olmadığımı göstermiyor. Herkes acısını farklı yaşıyor ve kimsenin acıyı yaşama biçimi benimkinden daha doğru, iyi ya da daha kötü değil. Acı, gösterişi olmayan bir şey.
Bütün bunları söyleseniz de, söylememiş olmanızı tercih etmem. İyi ki varsınız, iyi ki ne diyeceğinizi bilemiyorsunuz. Ben de bilemezdim büyük ihtimalle... Öğreniyorum işte.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)