Selamlar Deniz;:
Seni canlı olarak gördüğüm son günün sabahı, iki sene önce. Saat 07:30 gibi kalmış aklımda kaza anı. İki gün sonra da 'resmi' olarak aramızdan ayrıldın. Hangisini esas alacağımı bilmiyorum. 15 Temmuz 2012 saat 07:30'da başlayıp 17 Temmuz 2012 saat 04:00 civarı biten üç günlük bir 'ölme' süreci.
Assos'ta pansiyondan yazıyorum. Pansiyondakilere herhangi bir bilgi vermedim. Hatta önceki kaldığımız kamp yerindeki adamla da bi güzel kavga ettim. Senin nerelerde olduğunu bilmiyor burda kimse. Söylemeyi de düşünmüyorum.
Pansiyon sahibi de kısa süre önce çok zor bir ameliyat geçirmiş. Şimdi iyi. Kendini 'yeniden doğdum' olarak niteliyor.
Herhalde insan hayatı boyunca birkaç kere doğuyor Deniz. Aşık olmak da benim için yeniden doğmaktı. Çok neşeli bir şeydi ama, sevinçten ciğerlerim patlayacak gibi olmuştu ikinci doğumumda. Bundan bahsetmiş miydim daha önce?
15 Temmuz'da herhalde 07:45'te bir kez daha doğdum. Sen de son bir kez daha doğsaydın Deniz. Hatırım için.
Dünya senin eksikliğine alıştı mı bilmiyorum. Ben alışmadım onu biliyorum.
ameliyat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ameliyat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
15 Temmuz 2014 Salı
3 Mart 2013 Pazar
Cevapsız sorular
Dikkat! Hassas ya da rahatsız edici konu olabilir.
Tamam, kaza kaçınılmazdı. Ama madem kaza oldu, gerçekten Deniz'in hastanede yattığı o iki gün boyunca onu kurtarmak için yapılabilecek mutlak olarak her şey yapıldı mı, bu sorunun cevabını bulmamın hiçbir yolu yok. Hastanedeyken ben olayın boyutunun farkında bile olmadığım saçmasapan bir haldeydim. Hemşire olan teyzem de o günler boyunca (yaşamımın en uzun iki günü olacak hep) hastaneyle haberleşip Deniz'in durumu hakkında doktorlardan sürekli bilgi alıyordu. Onunla geçen haftalarda bir gün buluşup konuştuk, sağolsun. Aklımdaki sorulara cevap verebilmesini çaresizce umdum.
Deniz'in hayatı o iki gün boyunca bizim için en değerli şeydi. Tamam, bir ameliyat olduğunu biliyorum ama sonrasında neden bir türlü gelişmelerden bize haber verilmediğini, durumu kötüye gidiyorsa da bunun için ne tür çözümler üretebileceğimizi neden bize söylemediklerini bir türlü anlayamıyorum. Deniz'i kurtarmak için tıbbın gerçekten bütün olanakları kullanıldı mı? Denenebilecek her çözüm yolu gerçekten tüketildi mi? Yoksa o anda hastanedeki kısıtlı kaynakların (doktor, malzeme, cihaz, travma bilgisi, yoğun bakım ünitesinin koşulları...) sınırları mı gidişatı belirledi? Acaba Deniz'i başka bir hastaneye, daha yetkin bir doktorun eline aktarmak gerçekten imkansız mıydı? Ameliyattan sonra bir noktada sanki durum akışına bırakılmış gibi geldi bana ve bu duygudan kurtulamıyorum. Her zaman bunu düşünmüyorum, ama bazen dalga dalga beni vuruyor tekrar.
Teyzem tabii ki bütün iyi niyetiyle, konudaki kısıtlı verilerle çok içimi rahatlatan bir cevap veremedi, çünkü sonuçta orada değildi. Hastaneye sorsam; zaten büyük ihtimalle kendisini korumak için herhangi bir ihmal ya da yanlış uygulama yapıldıysa, ya da koşulları yetersiz kaldıysa bu konuda tam gerçeği hiçbir zaman itiraf edemeyecektir. Dolayısıyla asla cevabını alamayacağım sorularla başbaşa kalıyorum böyle.
Bu soruların cevabı kötü bile olsa o cevabı mutlaka almam gerekiyor, şeker felan da kaplamadan hem de. Yüzleştiğimde korktuğum şey sadece bir kere başıma geliyor. Öbür türlü zihnim tekrar tekrar tekrar aynı korkuyu, kuruntuyu, suçluluk duygusunu yaşatıp yıpratıyor beni. Ama bu durumda ne yana dönsem ya eksik bilgiye, ya da çıkarlara çarpıyorum.
Zaten yaşamım boyunca bir kaza geçirdiğimiz ve bu kazada Deniz'i kaybettiğim bilgisinden oluşan bir hapis içinde kalmaya mahkumum. Bu hapse kimse benimle birlikte giremez, tek kişilik bir hücredeyim ve afla da çıkılmıyor. En azından sorularımın cevabını öğrenmeye hakkım yok mu?
11 Ekim 2012 Perşembe
Pazarlık
Deniz;
Keşke araba senin olduğun tarafa değil de benim olduğum tarafa devrilseydi. O zaman ilk darbeyi ben almış olacaktım. İkinci, fazla etkisi olmayan darbeyi de sen. Kafan azıcık şişecekti, o da iki gün sonra. Gözünde de sonradan bir morluk oluşacaktı, ara sıra yer değiştiren. Sol bacağın hafifçe şişecekti, yirmi dakika kadar sıkışıp kalmaktan. Ama yaşamaya devam edecektin. Üç hafta sonra kazaya ilişkin hiçbir iz kalmayacaktı bedeninde. Keşke o yirmi dakikanın sonunda ben değil de sen uyansaydın.
Keşke bacağın kırılsaydı, kolun kırılsaydı. Emniyet kemerin takılı olmasaydı sen de kapıdan fırlasaydın. Zaten kapılar hemen açılıveriyordu. Kemerin takılı olmasaydı belki de biraz sıkıntı çekecektin, ama gene yaşayacaktın. Ama keşke kafana hiçbir şey olmasaydı, ona bir şey olmasaydı diğer hepsini kurtarabilirlerdi.
Keşke seni kurtaracak farklı bir tedavi yöntemi olsaydı. Ankara'ya nakledilseydin. Bir ameliyat, bir ameliyat daha yapsalardı. Bir ilaç verselerdi. Ödemi çözselerdi, bazı sıvılar verip. Kanamayı durdurup yeni kan verselerdi.
Keşke bütüün o yıllar içinde anılarımızı biriktiren eşyalarımızın hepsi yokolsaydı, evimiz yansaydı, bankada hiç paramız kalmasaydı ama sen hayatta olsaydın. Gene hayatta olsaydın. Onların hepsini hallederdik, kafamızdaki bilgiler, hayaller durduktan sonra.
Seni sırf kendime istediğim için, şimdi yalnız kaldığım için üzülmüyorum öldüğüne. Seninle keşke ayrılmış olsaydık, sen başka bir ülkeye gitmiş, hiç dönmeyeceğin bir yolculuğa çıkmış olsaydın, seni bir daha asla göremeyecek olduğumu bilseydim ama gene yaşasaydın. Gene yaşasaydın. Sadece bana mutluluk verdiğin için değil, kendin olduğun için, çok güzel bir insan olduğun için yaşasaydın. Çok güzel projeler yapacağın için, çok iyi bir yönetmen olduğun ve daha da iyisi olacağın için yaşasaydın. Hayallerini gerçekleştireceğin için yaşasaydın, beni mutlu etmek için değil. Başka insanlarla, başka mutluluklar yaşayabileceğin için yaşasaydın.
Ama bir de seni sırf kendime istediğim için, seninle olmak bana çok büyük bir mutluluk verdiği için, seninle bir 'bütün' olduğum için yaşasaydın. Bir arkadaşımız geçen gün şöyle dedi: Annem beni doğurdu, ama ben seninle birlikte yeniden doğdum. İşte bunun için yaşasaydın. Sensiz yarımdım, seninle birlikte tam olduğum için yaşasaydın. Seneler boyunca mutluluk içinde yaşayabileceğimiz için yaşasaydın.
Keşke araba senin olduğun tarafa değil de benim olduğum tarafa devrilseydi. O zaman ilk darbeyi ben almış olacaktım. İkinci, fazla etkisi olmayan darbeyi de sen. Kafan azıcık şişecekti, o da iki gün sonra. Gözünde de sonradan bir morluk oluşacaktı, ara sıra yer değiştiren. Sol bacağın hafifçe şişecekti, yirmi dakika kadar sıkışıp kalmaktan. Ama yaşamaya devam edecektin. Üç hafta sonra kazaya ilişkin hiçbir iz kalmayacaktı bedeninde. Keşke o yirmi dakikanın sonunda ben değil de sen uyansaydın.
Keşke bacağın kırılsaydı, kolun kırılsaydı. Emniyet kemerin takılı olmasaydı sen de kapıdan fırlasaydın. Zaten kapılar hemen açılıveriyordu. Kemerin takılı olmasaydı belki de biraz sıkıntı çekecektin, ama gene yaşayacaktın. Ama keşke kafana hiçbir şey olmasaydı, ona bir şey olmasaydı diğer hepsini kurtarabilirlerdi.
Keşke seni kurtaracak farklı bir tedavi yöntemi olsaydı. Ankara'ya nakledilseydin. Bir ameliyat, bir ameliyat daha yapsalardı. Bir ilaç verselerdi. Ödemi çözselerdi, bazı sıvılar verip. Kanamayı durdurup yeni kan verselerdi.
Keşke bütüün o yıllar içinde anılarımızı biriktiren eşyalarımızın hepsi yokolsaydı, evimiz yansaydı, bankada hiç paramız kalmasaydı ama sen hayatta olsaydın. Gene hayatta olsaydın. Onların hepsini hallederdik, kafamızdaki bilgiler, hayaller durduktan sonra.
Seni sırf kendime istediğim için, şimdi yalnız kaldığım için üzülmüyorum öldüğüne. Seninle keşke ayrılmış olsaydık, sen başka bir ülkeye gitmiş, hiç dönmeyeceğin bir yolculuğa çıkmış olsaydın, seni bir daha asla göremeyecek olduğumu bilseydim ama gene yaşasaydın. Gene yaşasaydın. Sadece bana mutluluk verdiğin için değil, kendin olduğun için, çok güzel bir insan olduğun için yaşasaydın. Çok güzel projeler yapacağın için, çok iyi bir yönetmen olduğun ve daha da iyisi olacağın için yaşasaydın. Hayallerini gerçekleştireceğin için yaşasaydın, beni mutlu etmek için değil. Başka insanlarla, başka mutluluklar yaşayabileceğin için yaşasaydın.
Ama bir de seni sırf kendime istediğim için, seninle olmak bana çok büyük bir mutluluk verdiği için, seninle bir 'bütün' olduğum için yaşasaydın. Bir arkadaşımız geçen gün şöyle dedi: Annem beni doğurdu, ama ben seninle birlikte yeniden doğdum. İşte bunun için yaşasaydın. Sensiz yarımdım, seninle birlikte tam olduğum için yaşasaydın. Seneler boyunca mutluluk içinde yaşayabileceğimiz için yaşasaydın.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)