Bir kayıp yaşadığınızda size söylenen tüm klişeleri unutun. Bütün o hap cümleler, bütün o teselli kümecikleri- hiçbiri geçerli değil.
Filmlerdeki gibi de olmuyor. Hani kadın eşinin öldüğü haberini alır, herkesin yanında ağlamamak için kendini tutar tutar da, bir odaya gidip şöyle bir kere makyajı bile akmadan haykırıp ağlayarak yere oturur; sonra da nasıl olduysa 'metin' bir şekilde normal yaşamına devam eder ya... İşte bütün onlar yönetmenin fantezisi. Öyle bir şey yok.
Ben size söyleyeyim: Boşuna ümitlenmeyin. Zamanla acınız azalmayacak, 'küllenmeyecek'. O kişiyi unutmayacaksınız. Kalbinizde 'yerini' bulmayacak. Orda o köşesinde tozlanırken, siz de günlük yaşamınıza traylaylom diye 'kaldığınız yerden' devam etmeyeceksiniz. Kaldığınız yer falan kalmadı.
Güzel bir video izlemiştim. İngilizce. Neden belli bir zaman geçince insanın acısının bir kutuya girip orada kalmadığını, acı ve sevincin, karanlık ve aydınlık zamanların hep birlikte içiçe olduğunu; insanların sizden hep güzel, neşeli, aydınlık yüzünüzü göstermenizi, acınızı da o güvenli küçük kutusunda onlardan uzak tutmanızı, ölen kişiyi de (yeter artık, hala daha mı Deniz sayıklıyorsun) yavaştan gündeminizden çıkarmanızı istediğini, fakat bu işlerin hiç de böyle olmadığını anlatıyor güzelce.
Zaman geçince ne oldu? Deniz ölmemiş mi oldu? Deniz'in ölümü daha kolay yenilir yutulur bir gerçeğe mi dönüştü? İçindeki trajediden arınıp sıradan bir olaya mı evrildi? Ona duyduğum sevgi bir yerlere mi aktı? Deniz'in ruhumun eşi olma durumunda herhangi bir değişiklik mi oldu? Bir şey olduğu yok.
Üzüntünüz 'günlük işlerinizi aksatıyorsa' fena. Günlük işlerinizi yapmayı başarıyor, toplumun 'işe yarar' bir ferdi olabilmeye devam ediyorsanız (öyle ya, şu hayatta bundan daha önemli ne var?) o zaman bir sıkıntı yok. İstediğiniz kadar üzülebilirsiniz, acıdan kalbiniz parçalanabilir. Yaşama sevinciniz yokolup gitmiş, bir daha da geri gelmemiş olabilir. Hayattan istediğiniz hiçbir şey kalmamış olması önemli değil. Hayat sizden istediklerini alıyorsa, kafidir zaten. Ha alamıyorsa, o zaman bakarız. Siz de çok canınız sıkıldıysa bir ilaç alıverin canım! Aaaa. Uğraştırmayın insanları.
Deniz de 'böyle isterdi', değil mi?
19 Ağustos 2013 Pazartesi
1 Ağustos 2013 Perşembe
Anlam
Deniz;
Seninle yapacağımız tüm o projeler, çıkacağımız tüm o seyahatler, dikeceğimiz tüm o kuklalar, atacağımız tüm o kahkahalar... Evrenin bir yerinde bir kara deliğin içine düşüp gitti mi? Onlar orada bir çeşit varlık göstermeye devam ediyor mu? Forumlarda seninle birlikte olsaydık, birlikte çalışsaydık, yeni bir ülkeyi seninle birlikte inşa etseydik... Ne olurdu Deniz?
Projeleri de sensiz yapmak istemiyorum ama yapmak zorundayım. Her şeye sensiz katlanmak zorundayım. Bak gene tatile çıkacağım, sensiz çıkmak zorundayım. Yaşadığım süre boyunca. Hasta olduğumda yaşadığım süre boyunca bir daha bana hiç çorba yapmayacaksın. Bir kere bile. Ben mız mız mız yatarken bir kere bile başucumda oturup saçımı sevmeyeceksin.
Anlam. Her gün yaşamımdaki anlamı yeniden yeniden yeniden hiç yoktan kurgulamak zorundayım. Sensiz olan yaşamımı sıfırdan anlamlandırmak zorundayım. Eskiden böyle çabalara girmeme hiç gerek yoktu. Şimdi yoruluyorum. İstemediğim günlerde bile o anlamı bir yerlerden bulup çıkartıp devreye sokmak zorundayım. Çıkartmazsam ne olur bilmiyorum. Ah Deniz. Yoruluyorum, usanıyorum.
Seninle yapacağımız tüm o projeler, çıkacağımız tüm o seyahatler, dikeceğimiz tüm o kuklalar, atacağımız tüm o kahkahalar... Evrenin bir yerinde bir kara deliğin içine düşüp gitti mi? Onlar orada bir çeşit varlık göstermeye devam ediyor mu? Forumlarda seninle birlikte olsaydık, birlikte çalışsaydık, yeni bir ülkeyi seninle birlikte inşa etseydik... Ne olurdu Deniz?
Projeleri de sensiz yapmak istemiyorum ama yapmak zorundayım. Her şeye sensiz katlanmak zorundayım. Bak gene tatile çıkacağım, sensiz çıkmak zorundayım. Yaşadığım süre boyunca. Hasta olduğumda yaşadığım süre boyunca bir daha bana hiç çorba yapmayacaksın. Bir kere bile. Ben mız mız mız yatarken bir kere bile başucumda oturup saçımı sevmeyeceksin.
Anlam. Her gün yaşamımdaki anlamı yeniden yeniden yeniden hiç yoktan kurgulamak zorundayım. Sensiz olan yaşamımı sıfırdan anlamlandırmak zorundayım. Eskiden böyle çabalara girmeme hiç gerek yoktu. Şimdi yoruluyorum. İstemediğim günlerde bile o anlamı bir yerlerden bulup çıkartıp devreye sokmak zorundayım. Çıkartmazsam ne olur bilmiyorum. Ah Deniz. Yoruluyorum, usanıyorum.
17 Temmuz 2013 Çarşamba
17 Temmuz 2013
Deniz;
Geçen yıl bu saatlerde (sanırım tam iki saat sonra) senin öldüğün haberini aldım. O anda her şey bitti. Sen yoktun artık. Anlamam bir-iki ayımı aldı. Kabullenmem... kaç ayımı aldı?
Neden gittin Deniz? Neden? Beni hiç düşünmedin mi? Düşündün biliyorum. Acaba o son iki saatinde kafandan neler geçti? Bizim zannettiğimiz anlamda bir şeyler geçti mi?
Senin ölümünle mühürlendi yaşamlarımız. Nasıl olacak bilmiyorum. Nasıl oluyor bilmiyorum.
Seni çok seviyorum Deniz. Acaba sen de beni seviyor musun hala?
Geçen yıl bu saatlerde (sanırım tam iki saat sonra) senin öldüğün haberini aldım. O anda her şey bitti. Sen yoktun artık. Anlamam bir-iki ayımı aldı. Kabullenmem... kaç ayımı aldı?
Neden gittin Deniz? Neden? Beni hiç düşünmedin mi? Düşündün biliyorum. Acaba o son iki saatinde kafandan neler geçti? Bizim zannettiğimiz anlamda bir şeyler geçti mi?
Senin ölümünle mühürlendi yaşamlarımız. Nasıl olacak bilmiyorum. Nasıl oluyor bilmiyorum.
Seni çok seviyorum Deniz. Acaba sen de beni seviyor musun hala?
7 Haziran 2013 Cuma
Sensiz Türkiye
Ah Deniz, neler oluyor bir bilsen. Bir an bile seni düşünmeyi bırakmadım bunlar olurken. Biraz rahatlasın, yazarım. Keşke sen de görseydin olanları.
23 Mayıs 2013 Perşembe
Kısa haber...
Bayağı meşgulüm, biraz da canım sıkkın. Bazen yaptığım şeyler zorlama geliyor. Naapıyorum ben allaşkına? diye bakınıyorum bazen. İçimden gelerek değil de, zorla kendime enjekte ediyormuşum gibi birtakım hedefleri, istekleri vs. Böyle böyle yapmalıyız çünkü böyle böyle yapmak gerekir. Evet. Doğrusu budur. Çünkü sağlıklı davranış biçimi böyledir. Hiç hayatımda yaşamadığım bir düşünme biçimi.
Bir de şu 'bu da gelir, bu da geçer' hissiyle sıkıntım var. Yaşam sadece geçsin diye bir şeylere katlanmak mıdır? O his de geçsin, hadi bu da geçsin, öbürü de biticek biticek az kaldı. Bakıcaz. Offf.
Deniz senin için güzel bir giriş yapacam ama yapamadım bir türlü...
Bir de şu 'bu da gelir, bu da geçer' hissiyle sıkıntım var. Yaşam sadece geçsin diye bir şeylere katlanmak mıdır? O his de geçsin, hadi bu da geçsin, öbürü de biticek biticek az kaldı. Bakıcaz. Offf.
Deniz senin için güzel bir giriş yapacam ama yapamadım bir türlü...
16 Mayıs 2013 Perşembe
Üç yol
Deniz'i kaybettikten sonra karşıma üç yol çıktı, ya da bu yolları zaman içinde farkettim. Çocuğunu kaybetmiş bir anne de benzer sözler sarfetmiş (bağlantı yok maalesef, arayıp bulurum bir ara). Hemen hemen aynı kelimelerle düşünmüşüz hatta. Eninde sonunda farkedecektim, üç ay da sürse, beş ay da, onbeş ay da sürse... Bu aşamaya gelmek için ne savaşlar verdim bilseniz.
1) Yaşamımı sonlandırırım.
2) Ölünceye kadar sadece varolurum.
3) Yaşarım.
Üçünün de Deniz'e bir faydası yok. Ama birini seçmek zorundaydım. Yeni bir yaşam kuruyorum. Yeni bir 'normal' oluşturuyorum. O annenin dediği gibi, Deniz'le birlikte olan yaşamımın bir günü için anında vazgeçebileceğim bir normal.
12 Mayıs 2013 Pazar
Anneler günü
Deniz,
Geçen sene bu zamanlar bana 'anneler günü sana çok ama çok acı verecek' deseler kafamı kaşıyıp hiç bir şey anlamayıp işime devam ederdim. Bu tür günleri kutlamakla beraber üzerinde çok yoğun durmazdık. Gün işte. Annelerimizi ve yakınımızdaki anneleri arardık.
Bir sene sonrası ve işte böyle Deniz. Anneler günü çok fena bir şey şu anda benim için. Ne diyim ki. Kaç değişik bakımdan içim yanıyor bilemezsin. Senin suçun değil. Benim suçum değil. Kimsenin suçu değil. Suç muç da yok ortada zaten. Problemimiz çözülmüş oldu mu şimdi?
*Deniz'in şirin bir huyuyla ilgili bir giriş hazırlıyorum, azıcık erteledim mecburen. Net bir örnek saptamaya çalışıyorum. Azıcık neşeli bir yazı olsun, özledim valla.
Geçen sene bu zamanlar bana 'anneler günü sana çok ama çok acı verecek' deseler kafamı kaşıyıp hiç bir şey anlamayıp işime devam ederdim. Bu tür günleri kutlamakla beraber üzerinde çok yoğun durmazdık. Gün işte. Annelerimizi ve yakınımızdaki anneleri arardık.
Bir sene sonrası ve işte böyle Deniz. Anneler günü çok fena bir şey şu anda benim için. Ne diyim ki. Kaç değişik bakımdan içim yanıyor bilemezsin. Senin suçun değil. Benim suçum değil. Kimsenin suçu değil. Suç muç da yok ortada zaten. Problemimiz çözülmüş oldu mu şimdi?
*Deniz'in şirin bir huyuyla ilgili bir giriş hazırlıyorum, azıcık erteledim mecburen. Net bir örnek saptamaya çalışıyorum. Azıcık neşeli bir yazı olsun, özledim valla.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

