Deniz;
Seninle yapacağımız tüm o projeler, çıkacağımız tüm o seyahatler, dikeceğimiz tüm o kuklalar, atacağımız tüm o kahkahalar... Evrenin bir yerinde bir kara deliğin içine düşüp gitti mi? Onlar orada bir çeşit varlık göstermeye devam ediyor mu? Forumlarda seninle birlikte olsaydık, birlikte çalışsaydık, yeni bir ülkeyi seninle birlikte inşa etseydik... Ne olurdu Deniz?
Projeleri de sensiz yapmak istemiyorum ama yapmak zorundayım. Her şeye sensiz katlanmak zorundayım. Bak gene tatile çıkacağım, sensiz çıkmak zorundayım. Yaşadığım süre boyunca. Hasta olduğumda yaşadığım süre boyunca bir daha bana hiç çorba yapmayacaksın. Bir kere bile. Ben mız mız mız yatarken bir kere bile başucumda oturup saçımı sevmeyeceksin.
Anlam. Her gün yaşamımdaki anlamı yeniden yeniden yeniden hiç yoktan kurgulamak zorundayım. Sensiz olan yaşamımı sıfırdan anlamlandırmak zorundayım. Eskiden böyle çabalara girmeme hiç gerek yoktu. Şimdi yoruluyorum. İstemediğim günlerde bile o anlamı bir yerlerden bulup çıkartıp devreye sokmak zorundayım. Çıkartmazsam ne olur bilmiyorum. Ah Deniz. Yoruluyorum, usanıyorum.
kukla etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kukla etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
1 Ağustos 2013 Perşembe
3 Ekim 2012 Çarşamba
Masabaşı
Deniz,
İşte seni genel olarak göreceğimiz poz buydu. Bir sürü alet edevat. Bir kukla ya da radyo ya da alarm ya da motor parçası. Belki yapıştırıcı, lehim. Lamba. İğneler. Başına oturup saatlerce kuklayla uğraşabilirdin. Bundan da büyük keyif alırdın. Hiçbir kuvvet seni o işi bitirmeden o masanın başından kaldıramazdı.
Küçük uçlu düzgün, güzel parmaklarınla parçaları tutar, birbirine bitiştirir, evirir çevirir, vidalar, dikerdin. Parmağının ucu bile kirlenmezdi. Bir damla japon yapışıtırıcısını damlatmazdın bile. Neyi, nasıl tutarsan doğru olacağını, hangi iki malzemenin yanyana gelemeyeceğini, neyin neyle sıkıştırılabileceğini çok iyi bilirdin. Sanki küçük nesnelerin (ve tabii büyüklerin de) efendisi gibiydin. Kargaburunla telin bir ucundan tutup, diğer ucundan büyük bir zerafetle bükerdin. Böyle ucundan tutturulmuş, iğreti çözümlere en ufak bir tahammülün yoktu. Oysa ben japonları her yere sıvaştırırım, telleri bükünce de bir türlü düzgün bir yay yapamam. Seni de deli ederdim bu yüzden.
Boy boy bir sürü vidan vardı, acil her durumda işe yarayıp bir yerleri tutturacak. İngiliz anahtarı, tornavida, matkap, silikon tabancası... Her an alet çantasında hazır ve nazır durur, senin onlarla sihir yaratmanı beklerlerdi. Araç-gerecin için özel kılıflar dikmeyi de ihmal etmezdin, güzel yerde durmaları lazım tabii.
Bir keresinde motora alarm kurmaya kafayı takmıştın. İnternetten araştırdın, önceden yapılmış örneklere baktın, forumları okudun. Sonra onların çözümlerini yetersiz bulup üstüne de kendi yorumunu kattın. Teller, lehim, ucuz bir telefon (gidip özel bu iş için alıp gelmiştin hiç üşenmeyip), artı eksi uçlar... O kadar güzel çalışıyordun ki, fotoğraflamam gerekti yaptıklarını. Hoop, saatler sonra motorun yeni alarmı hazırdı! Alarmı taktıktan sonra kediler motorun üstüne çıkıp telefonun çalınca nasıl da gözlerin parlamıştı! Başarmıştın! Ben de çok etkilenmiştim; vay canına, ne kadar yeteneklisin diye. Motor alarmı için ufak bir kutlama yapmıştık resmen o zaman.
İşte böyle Deniz'im. Minik minik bir şeyler ortaya çıkarmak o kadar hoşuna gidiyordu ki. Küçük nesneler efendisiz kaldı şimdi.
Not: Lehimli fotoğrafı henüz ekleyemedim, biraz daha bekleteceğim...
İşte seni genel olarak göreceğimiz poz buydu. Bir sürü alet edevat. Bir kukla ya da radyo ya da alarm ya da motor parçası. Belki yapıştırıcı, lehim. Lamba. İğneler. Başına oturup saatlerce kuklayla uğraşabilirdin. Bundan da büyük keyif alırdın. Hiçbir kuvvet seni o işi bitirmeden o masanın başından kaldıramazdı.
Küçük uçlu düzgün, güzel parmaklarınla parçaları tutar, birbirine bitiştirir, evirir çevirir, vidalar, dikerdin. Parmağının ucu bile kirlenmezdi. Bir damla japon yapışıtırıcısını damlatmazdın bile. Neyi, nasıl tutarsan doğru olacağını, hangi iki malzemenin yanyana gelemeyeceğini, neyin neyle sıkıştırılabileceğini çok iyi bilirdin. Sanki küçük nesnelerin (ve tabii büyüklerin de) efendisi gibiydin. Kargaburunla telin bir ucundan tutup, diğer ucundan büyük bir zerafetle bükerdin. Böyle ucundan tutturulmuş, iğreti çözümlere en ufak bir tahammülün yoktu. Oysa ben japonları her yere sıvaştırırım, telleri bükünce de bir türlü düzgün bir yay yapamam. Seni de deli ederdim bu yüzden.
Boy boy bir sürü vidan vardı, acil her durumda işe yarayıp bir yerleri tutturacak. İngiliz anahtarı, tornavida, matkap, silikon tabancası... Her an alet çantasında hazır ve nazır durur, senin onlarla sihir yaratmanı beklerlerdi. Araç-gerecin için özel kılıflar dikmeyi de ihmal etmezdin, güzel yerde durmaları lazım tabii.
Bir keresinde motora alarm kurmaya kafayı takmıştın. İnternetten araştırdın, önceden yapılmış örneklere baktın, forumları okudun. Sonra onların çözümlerini yetersiz bulup üstüne de kendi yorumunu kattın. Teller, lehim, ucuz bir telefon (gidip özel bu iş için alıp gelmiştin hiç üşenmeyip), artı eksi uçlar... O kadar güzel çalışıyordun ki, fotoğraflamam gerekti yaptıklarını. Hoop, saatler sonra motorun yeni alarmı hazırdı! Alarmı taktıktan sonra kediler motorun üstüne çıkıp telefonun çalınca nasıl da gözlerin parlamıştı! Başarmıştın! Ben de çok etkilenmiştim; vay canına, ne kadar yeteneklisin diye. Motor alarmı için ufak bir kutlama yapmıştık resmen o zaman.
İşte böyle Deniz'im. Minik minik bir şeyler ortaya çıkarmak o kadar hoşuna gidiyordu ki. Küçük nesneler efendisiz kaldı şimdi.
Not: Lehimli fotoğrafı henüz ekleyemedim, biraz daha bekleteceğim...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
