anı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
anı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Nisan 2013 Cumartesi

Zamanın geçişi

Deniz,

Bak sensiz dokuz aydan fazla geçti. Seninleyken zamanı saymıyordum valla. Zamanın geçişi iyi bir şeydi, çünkü seninle ne kadar zaman geçirirsem kar gibi geliyordu. Birlikte oluşturduğumuz anılar, onları kimse alamazdı bizden. Bir kitapta okuduğum gibi, bir şeyler 'yaşamış' olmayı hiçbir kuvvet yok edemezdi. 'Aman çok yaşlandım hay Allah' diyen arkadaşlarıma da şaşkınlıkla bakıyordum (O konuya da bir ara geleceğim). Ama şimdi günleri, haftaları, ayları sayıyorum. Sonra yılları sayacağım. Zaman her şeyin ilacı. Haha. Siz onu benim külahıma anlatın. 

Ben burda sensiz olmanın acısını her an -her an!- yaşamak zorundayken, sen bu sürede hep ama hep 'zaman'sız bir şekilde, toprağın altında olacaksın. Zamanın bir şeyi iyileştirdiği yok, sadece senden beni uzaklaştırıyor -uzaklaştırdığını zannediyor.

Ah Deniz! O kadar çok motorcu var ki etrafta... Yan çantalarını takmış, uzun yola düşüyorlar haftasonu. Sen olsan bayılırdın, şimdi tam bizim de asfalta çıkacağımız zamanlar.

1 Şubat 2013 Cuma

Dönüşüm

Deniz, sen şimdi bir fikre mi dönüştün yani? Anılarda mı kaldın? Senin yaşayabileceğin tek yer bizim zihinlerimiz mi? Ah... Nasıl olur, nasıl? O kadar canlı, o kadar gerçek, benim yaşamımda o kadar 'mevcut'tun ki. Hala da öylesin.

Seni zihnimde, kalbimde nereye koyacağım? Yaşamımda varolmuş olan en güzel şeysin. Şimdi seni yaşadığım yeni şeylerin ardına mı koyacağım, biriktirdiğim yeni anıların arasında 'bir başka anı' mı olacaksın, orada kalabalığın arasında kaybolup gidecek misin? Arka planın içinde eriyecek misin? 'İşte bir zamanlar bir eşim vardı...' mı diyeceğim yıllar sonra? Böyle bir şeye dayanamam, katlanamam. Benim için kabul edilemez bu. Ne yapacağım, senin bu yeni durumunla nasıl bir anlaşma yapacağım, ne olur söyle Deniz...

5 Ocak 2013 Cumartesi

Yeni dünya

Deniz,

Senin olmadığın bir dünya bana tekinsiz geliyor. Bu insanlar kim? Bu yerler neresi? Bütün bu nesneler de neyin nesi? O kazada seni kaybedince o kadar çok şeyi de beraberinde kaybettim ki. Sevgilimi, yoldaşımı, kılavuzumu, ailemi, en yakın dostumu, arkadaşımı, iş ortağımı, yolculuk arkadaşımı, sırdaşımı, sanki ikinci annemi babamı, çocuğumu... Geçmişimi, şimdimi, geleceğimi.

Kendimin de seninle yaşayan, mutlu olan versiyonunu kaybettim. Artık seninle tanışmadan önceki kendi anılarımı düşününce bile dehşete kapılıyorum ve içimi buz kaplıyor. Çünkü o insan her kimdiyse o da yok artık.

Hatırlıyor musun, her şeyin ama her şeyin olumlu yanını bulmayı severdim. Dangalakça işten atılmanın sevinilecek yanı var mı? Ama ben bulurdum işte, seninle birlikte bulurduk; ilk kızgınlığı ve sarsıntıyı  attıktan sonra. 'Oh iyi ki o zaman işten atılmışım, o sayede şu şu şu oldu' derdik. Kaçırdığımız onca fırsat... Hepsinin bir amacı vardı, en sonunda ulaşacağımız mutluluğa hizmet ediyordu. 'İyi ki o fırsatları kaçırmışız, çünkü yoksa bugün bu durumda, böyle özgür ve mutlu olmazdık, o sayede de şu anki fırsatları kaçırmamış olduk' derdik.

Ama senin ölümünün olumlu hiçbir yanı yok. Ordan baksan, burdan baksan, şurdan baksan, öyle düşünsen, böyle düşünsen hep aynı, hep aynı. Yaşamın senden erkenden çalındı ve hiçbir kuvvet o yaşamı sana ve bize geri veremez. Hiçbir şey, seninle geçireceğimiz (ve bizden de çalınan) yılları geri getiremez. Bu mutlaklık, bu acımasızlık kanımı donduruyor.

Tabii bu durumda içinde seni de barındıran, sayende hepimizin daha iyi insanlar olduğu o eski dünya da kayboldu gitti. Koskocaman, tanımadığım bir garip dünyanın ortasında kalakaldım. Yerler aynı olsa bile hiçbiri eski anlamında değil artık. Evimiz, İstanbul, seninle tanıştığımız ve asıl memleketimiz olan Ankara, Sakarya caddesi, Tunalı, annemlerin evi, sizin mahalle; sonra Kadıköy, Kabataş, Taksim, Beşiktaş, Bebek, Anadolu Kavağı, Belgrat ormanı... Otobüsle hızla geçerken Bolu'nun bile anlamı değişti; o güzel, dağlık ve soğuk memleketin. Seninle birlikte bir sürü anımızın olmadığı tek bir santimetrekaresi bile yok bulunduğum yerlerin. Ama hiçbiri aynı değil artık, benim için hepsi yabancı yerlere dönüştü.

Ah, bak girişlerin sırası gene değişti, önce yazacağım girişi gene sonraya attım...