kıssa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kıssa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Ekim 2012 Pazartesi

Kıssadan hisse

Deniz,

Seninle birlikte güzel güzel yaşamak, seninle konuşmak, şakalaşmak, çalışmak yerine senin ardından bir blog açıp sana yazdığıma hala inanamıyorum. Nasıl olur, nasıl olur böyle bir şey? Aklım anladı artık yokluğunu, ama duygularım anlamadı. Anlayamıyorum. Bir an varolmak, ertesi an yokolmak... Bu kadar basit mi? Onca zamandır birlikte inşa ettiğimiz, temelini attığımız her şey... Hepsi gitti mi, ne oldu?

Ben de biliyorum ölümlü olduğumu, herkesin ölümlü olduğunu. Ama bu çok erken ve çok ani oldu. Sen de istemezdin eminim böylesini. Hani, nerdesin?

Hem ben nankörlük etmiyordum ki, sen de etmiyordun. Yaşamın çok kısa olduğunu, insanlarla, dolu dolu ve anlamlı yaşanması gerektiğini biliyorduk ve elimizden geldiğince onu anlamlandırmaya çalışıyorduk. Sadece kendimiz için değil, başkaları için de. Böyle bir derse ne senin ihtiyacın vardı, ne de benim.

Hep seninle konuşurdum, aklıma bir şey gelirdi arar sana danışırdım. Sen de bana. O kadar doğaldı ki... Kazadan sonra kaç kere 'Aa bunu Deniz'e sorayım' diye düşündüm. Sonra hatırladım.

Seninle konuşmak ne güzeldi, ne kadar rahattı. Her şey ama her şey için güzel, farklı, kimsenin akıl edemeyeceği bir çözümün vardı. En ufak meseleler hakkında dakikalarca konuşabilirdik, hiçbir minicik detay 'üzerinde durmaya değmez' değildi. Kalorifer düğmesini uzaylıya benzetip bir saat dalga geçerdik onunla. Bazen o kadar saçma muhabbetler yapar gülerdik ki, dışardan birisi duysa deli olurdu herhalde. Onları özlüyorum.

Şimdi evde öylece susuyorum. Bakıyorum, bir şeyi bir şeye benzetiyorum. Ama dönüp sana diyemiyorum. Oysa ne kadar hoşuna giderdi.

Bu sefer de senin yeteneklerinden biraz bahsedecektim Deniz, ama bir dahaki sefere artık...